Miras Sözleşmesi ve Belgesi

Miras Hukukunun Temel Çerçevesi

Toplumda yaygın şekilde kullanılan “ölüm hak, miras helal” sözü, miras hukukunun dayandığı temel anlayışı yansıtmaktadır. Bir kişinin vefatıyla birlikte sahip olduğu malvarlığı, hakları ve borçları yasal mirasçılarına geçer. Ancak bu geçiş süreci, çoğu zaman mirasçılar arasında uyuşmazlıklara, hak kayıplarına ve uzun süren dava süreçlerine neden olabilmektedir. Bu nedenle miras hukukuna ilişkin işlemlerin uzmanlıkla yürütülmesi büyük önem taşır.

Miras hukuku, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 495 ile 682. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, mirasın kimlere, hangi oranlarda ve hangi usullerle intikal edeceğini ayrıntılı şekilde belirler. Hatay Samandağ merkezli faaliyet gösteren MES Hukuk Bürosu, miras hukuku alanında profesyonel Miras Avukatı Danışma hizmeti sunarak sürecin hukuka uygun ve sağlıklı şekilde yürütülmesini amaçlamaktadır.

Miras Kavramının Hukuki Anlamı

Miras, vefat eden kişinin geride bıraktığı taşınır ve taşınmaz mallar ile birlikte alacak ve borçlarının tamamını ifade eder. Bu yönüyle miras yalnızca mal paylaşımını değil, aynı zamanda borçların da mirasçılara geçmesini kapsayan bir bütündür. Miras hukuku, ölüm veya gaiplik gibi durumların ardından bu bütünün mirasçılara geçişini ve bu süreçte ortaya çıkabilecek hukuki ihtilafları düzenleyen özel hukuk dalıdır.

Uygulamada mirasın kapsamının doğru tespit edilmemesi, terekeye dâhil malların gizlenmesi veya borçların göz ardı edilmesi ciddi uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Bu tür risklerin önüne geçilmesi için miras sürecinin başından itibaren hukuki danışmanlık alınması gerekmektedir.

Muris Kavramı ve Hukuki Niteliği

Muris, miras bırakan yani vefat eden kişiyi ifade eder. Her ne kadar bu kavram Türk Medeni Kanunu’nda açıkça tanımlanmamış olsa da, miras hukuku uygulamalarında yerleşik bir terim olarak kullanılmaktadır. Muris sıfatı yalnızca gerçek kişilere ait olabilir. Şirketler, dernekler ve vakıflar gibi tüzel kişilikler miras bırakan konumunda bulunamaz.

Mirasın açıldığı an, murisin ölüm tarihidir ve bu tarih itibarıyla mirasçılar, miras üzerinde hak sahibi olur. Bu aşamadan sonra yapılacak her işlem, miras hukukunun emredici kurallarına tabidir.

Mirasçılık Türleri ve Genel Esaslar

Türk Medeni Kanunu’nda mirasçılık, yasal mirasçılık ve atanmış mirasçılık olmak üzere iki temel başlık altında düzenlenmiştir. Yasal mirasçılar, kanunun doğrudan mirasçı olarak kabul ettiği kişilerdir. Atanmış mirasçılar ise murisin vasiyetname veya miras sözleşmesi gibi ölüme bağlı tasarruflarla mirasçı tayin ettiği kişilerdir.

Kanun, mirasın dağıtımında belirli bir sistem öngörmüş ve bu sistemle mirasçıların öncelik sırasını açıkça belirlemiştir. Bu düzenleme, miras paylaşımında keyfiliği önlemeyi ve aile içi dengeyi korumayı amaçlamaktadır.

Zümre Sistemine Göre Yasal Mirasçılık

Türk Medeni Kanunu’nda yasal mirasçılar, zümre sistemi esas alınarak belirlenmiştir. Bu sisteme göre, bir üst zümrede mirasçı bulunması hâlinde alt zümrede yer alan kişilerin mirasçılığı söz konusu olmaz. İlk sırada miras bırakanın altsoyu yer alır. Çocuklar, mirasın eşit paylarla sahibi olur ve vefat etmiş bir çocuğun payı kendi çocuklarına geçer.

Altsoyun bulunmaması hâlinde miras, anne ve babaya intikal eder. Anne veya babadan birinin vefat etmiş olması durumunda ise onların payı, miras bırakanın kardeşlerine geçer. Ne altsoy ne de anne-baba ve onların altsoyu mevcutsa, miras büyük anne ve büyük babalara yönelir. Bu kişilerin de hayatta olmaması hâlinde, onların altsoyları halefiyet yoluyla mirasçı olur.

Sağ Kalan Eşin Mirasçılıktaki Konumu

Sağ kalan eş, zümre mirasçısı olmamakla birlikte her zümreyle birlikte mirasçı olabilen özel bir konuma sahiptir. Ancak miras paylaşımına geçilmeden önce, eşler arasındaki evlilik birliğinden kaynaklanan mal rejiminin tasfiye edilmesi gerekir. Çünkü evlilik süresince edinilen malların bir kısmı, miras paylaşımına dâhil olmadan önce aile hukuku hükümleri gereği sağ kalan eşe ait olabilir.

Sağ kalan eşin miras payı, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişiklik göstermektedir. Bu nedenle her somut olayda miras paylarının doğru hesaplanması, hak kaybı yaşanmaması açısından önemlidir. Bu süreçte MES Hukuk Bürosu tarafından sunulan Miras Avukatı Danışma hizmetleri, Hatay Samandağ ve çevresinde mirasçılar için yol gösterici olmaktadır.

Doğmamış Çocuk ve Evlilik Dışı Çocukların Miras Hakları

Türk Medeni Kanunu’na göre cenin, sağ ve tam doğmak şartıyla mirasçı olabilir. Doğumun gerçekleşmemesi hâlinde mirasçılık söz konusu olmaz. Bunun yanında evlilik dışı doğan çocuklar da, baba ile aralarında soybağı tanıma veya mahkeme kararıyla kurulmuşsa, evlilik içinde doğan çocuklarla eşit miras hakkına sahiptir.

Bu düzenlemeler, miras hukukunda eşitlik ilkesinin bir yansımasıdır ve uygulamada sıklıkla dava konusu olmaktadır.

Miras Paylarının Hesaplanması ve Genel İlkeler

Miras payları, miras bırakanın sağ kalan eşinin bulunup bulunmamasına ve hangi zümrenin mirasçı olduğuna göre değişir. Altsoyun bulunması hâlinde miras eşit şekilde paylaştırılırken, eşin varlığı durumunda pay oranları farklılaşır. Anne ve babanın mirasçılığı, altsoyun bulunmadığı hâllerde gündeme gelir ve onların vefatı hâlinde paylar kardeşlere geçer.

Bu hesaplamaların hatalı yapılması, ilerleyen aşamalarda iptal ve tenkis davalarına neden olabilmektedir. Bu nedenle miras paylaşımı öncesinde hukuki destek alınması büyük önem taşır.

Saklı Pay Kavramı ve Hukuki Sınırları

Saklı pay, miras bırakanın tasarruf özgürlüğünü sınırlayan ve belirli mirasçıları koruma altına alan bir kurumdur. Türk Medeni Kanunu’na göre altsoy, anne-baba ve sağ kalan eş saklı paylı mirasçılar arasında yer alır. Bu kişilerin bulunmadığı durumlarda miras bırakan, malvarlığı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilir.

Altsoy için saklı pay, yasal miras payının yarısıdır. Anne ve babanın saklı payı, yasal paylarının dörtte biri oranındadır. Sağ kalan eşin saklı payı ise birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişmektedir. Kardeşlerin saklı pay hakkı ise 2007 yılında yapılan yasal değişiklikle kaldırılmıştır.

Ölüm Sonrası Hüküm Doğuran Hukuki Tasarruflar

Miras bırakan, hayattayken ölümünden sonra malvarlığının nasıl paylaşılacağını belirlemek isteyebilir. Bu irade doğrultusunda yapılan ve ölüm anında hüküm doğuran işlemler, miras hukukunda ölüme bağlı tasarruflar olarak adlandırılır. Bu tasarruflar, mirasın paylaşım şeklini belirlediği gibi ileride doğabilecek uyuşmazlıkların da temelini oluşturur. Bu nedenle ölüme bağlı tasarrufların hukuka uygun şekilde düzenlenmesi büyük önem taşır. Hatay Samandağ merkezli MES Hukuk Bürosu, bu aşamada miras bırakanlara ve mirasçılara kapsamlı Miras Avukatı Danışma hizmeti sunmaktadır.

Vasiyetnamenin Hukuki Niteliği

Vasiyetname, miras bırakanın ölümünden sonra yerine getirilmesini istediği irade açıklamalarını içeren tek taraflı bir hukuki işlemdir. Miras bırakan, hayatta olduğu sürece vasiyetnamesini dilediği zaman değiştirebilir veya tamamen ortadan kaldırabilir. Vasiyetname düzenleyebilmek için kişinin ayırt etme gücüne sahip olması ve on beş yaşını doldurmuş olması gerekir. Bu şartlar sağlanmadan yapılan vasiyetnameler geçersiz sayılmaktadır.

Resmi vasiyetname, noter, sulh hukuk hâkimi ya da yetkili bir resmi memur önünde ve iki tanığın katılımıyla düzenlenir. El yazılı vasiyetnamede ise metnin tamamının miras bırakan tarafından kendi el yazısı ile yazılması, gün, ay ve yıl belirtilerek imzalanması zorunludur. Sözlü vasiyetname ise yalnızca istisnai hâllerde mümkündür. Yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, ağır hastalık veya savaş gibi olağanüstü durumlarda miras bırakan, iradesini iki tanığa sözlü olarak açıklayabilir ve bu beyanın yazıya geçirilmesini isteyebilir.

Miras Sözleşmesinin Özellikleri

Miras sözleşmesi, vasiyetnameden farklı olarak iki taraflı bir hukuki işlemdir. Tarafların karşılıklı ve uyumlu irade beyanı ile kurulur ve kural olarak tek taraflı şekilde geri dönülmesi mümkün değildir. Miras sözleşmesi yapabilmek için kişinin ayırt etme gücüne sahip olması, ergin olması ve kısıtlı bulunmaması gerekir. Bu sözleşmeler, özellikle mirasın paylaşımı konusunda taraflar arasında önceden mutabakat sağlanmasını amaçlar ve ciddi hukuki sonuçlar doğurur.

Mirasçı Atanması ve Hukuki Sonuçları

Miras bırakan, terekenin tamamını veya belirli bir kısmını bir kişiye bırakmak suretiyle mirasçı atayabilir. Bu işlem hem vasiyetname hem de miras sözleşmesi yoluyla gerçekleştirilebilir. Atanmış mirasçı, yasal mirasçı gibi tereke üzerinde hak sahibi olur. Ancak bu tasarruf, saklı paylı mirasçıların haklarını zedeliyorsa, saklı pay oranında tenkis talebi gündeme gelebilir. Bu nedenle mirasçı atama işlemlerinin mutlaka hukuki denetimden geçirilmesi gerekir.

Belirli Mal Vasiyeti ve Etkileri

Miras bırakan, bir kişiyi mirasçı atamadan yalnızca belirli bir malı ona bırakabilir. Bu tür kazandırmalar karşılıksızdır ve belirli mal vasiyeti olarak adlandırılır. Kendisine mal bırakılan kişi, mirasçı sıfatı kazanmaz ve tereke borçlarından sorumlu olmaz. Ancak miras bırakanın ölümüyle birlikte, mirasçılardan bu malın kendisine teslim edilmesini talep etme hakkına sahip olur. Eğer bu kazandırma bir bedel karşılığında yapılmışsa, hukuken miras sözleşmesi olarak değerlendirilir.

Mirastan Feragat Kavramı

Mirastan feragat, ileride mirasçı olacak kişinin miras hakkından önceden vazgeçmesini ifade eder ve mutlaka miras bırakan ile yapılan bir sözleşmeye dayanır. Mirastan feragat, saklı paylı mirasçılar açısından önemli sonuçlar doğurur. Feragat karşılığında bir bedel alınmışsa, feragat edenin altsoyu da mirasçılık hakkını kaybeder. Bedelsiz feragatte ise altsoy, feragat eden kişi miras bırakandan önce ölmüş gibi kabul edilerek yasal miras paylarını talep edebilir.

Mirasçılıktan Çıkarma ve Hukuki Etkileri

Mirasçılıktan çıkarma, saklı paylı mirasçının mirastan tamamen veya kısmen mahrum bırakılmasıdır. Halk arasında evlatlıktan reddetme olarak bilinen bu durum, kanunda açıkça düzenlenmiştir. Mirasçılıktan çıkarılan kişi, saklı payının ihlal edildiğini ileri sürerek tenkis davası açamaz. Miras bırakan aksi yönde bir tasarrufta bulunmadıkça, çıkarılan kişinin payı onun altsoyuna, altsoyu yoksa diğer yasal mirasçılara geçer. Altsoy, çıkarılan kişi miras bırakandan önce ölmüş gibi saklı pay talep edebilir.

Cezai Mirasçılıktan Çıkarma Halleri

Cezai mirasçılıktan çıkarma, mirasçının miras bırakana veya onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesi ya da aile hukukundan doğan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal etmesi hâlinde gündeme gelir. Kanun, hangi suçların ağır suç sayılacağını açıkça belirtmemiştir. Bu nedenle her somut olayda fiilin niteliği ve ağırlığı değerlendirilir. Aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali de her kusurlu davranışı kapsamaz, yalnızca kasıtlı ve önemli ihlaller bu kapsamda değerlendirilir.

Borç Nedeniyle Koruyucu Mirasçılıktan Çıkarma

Borç ödemeden aciz sebebiyle mirasçılıktan çıkarma, yalnızca miras bırakanın altsoyu hakkında uygulanabilir. Bu durumda mirasçının borçlarını ödeyemediği, alacaklılar tarafından alınmış aciz vesikası ile ispatlanmış olmalıdır. Miras bırakan, altsoyunu saklı payının yarısı oranında mirastan çıkarabilir ancak bu payı çıkarılan kişinin çocuklarına özgülemek zorundadır. Bu tasarruf, vasiyetname veya miras sözleşmesi ile yapılabilir. Miras açıldığında aciz hâlinin ortadan kalkması durumunda çıkarma iptal edilebilir.

Mirasın Reddi ve Hukuki Sonuçları

Mirasın reddi, yasal veya atanmış mirasçının mirasçılık sıfatını kendi iradesiyle sona erdirmesidir. Miras bırakan hayattayken yapılan reddin hukuki sonucu, mirastan feragat sözleşmesi ile aynıdır. Ret beyanı, sulh hukuk hâkimine ulaştığı anda hüküm doğurur ve kayıtsız şartsız yapılmalıdır.

Gerçek ret halinde, mirasçı miras bırakanın ölümünden veya mirasçı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren üç ay içinde ret beyanında bulunmalıdır. Mirasçının terekeye fiilen müdahale etmesi, malları sahiplenmesi veya gizlemesi hâlinde miras örtülü olarak kabul edilmiş sayılır. Hükmen ret ise, terekenin miras bırakanın ölüm anında açıkça borca batık olması durumunda söz konusu olur ve bu hâlde ayrıca bir beyan gerekmez. Ret beyanı geçmişe etkili olup mirasçılık sıfatını ölüm anından itibaren sona erdirir ve temsilci aracılığıyla da yapılabilir.

Miras Hukukunda Açılan Davaların Genel Çerçevesi

Mirasın açılmasıyla birlikte miras bırakanın malvarlığı üzerinde mirasçılar arasında kanundan doğan bir ortaklık meydana gelir. Bu ortaklık, terekenin korunması, yönetimi, işletilmesi ve paylaşılması sürecini kapsar. Söz konusu süreçte mirasçılar arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları ve hak iddiaları, miras davalarının temelini oluşturur. Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar, miras hukukuna özgü dava türleri aracılığıyla çözüme kavuşturulmaktadır. Hatay Samandağ’da faaliyet gösteren MES Hukuk Bürosu, bu alanda Miras Avukatı Danışma hizmeti ile mirasçıların hak kaybı yaşamadan süreci yönetmelerine yardımcı olmaktadır.

Saklı Payın Korunmasına Yönelik Tenkis Davası

Tenkis davası, miras bırakanın saklı paylı mirasçıların haklarını aşacak şekilde tasarrufta bulunması hâlinde gündeme gelen bir dava türüdür. Bu dava, yalnızca miras bırakanın vefatından sonra açılabilir. Saklı payı zedelenen mirasçılar, miras bırakanın hukuken tasarruf edemeyeceği kısım üzerinde yaptığı işlemlerin indirilmesini talep edebilir. Tenkis davası, yenilik doğuran nitelikte olup mahkemenin vereceği karar mirasın açıldığı tarihten itibaren hüküm ifade eder.

Kanunda belirlenen bazı sağlararası ve ölüme bağlı kazandırmalar tenkise tabi tutulmaktadır. Özellikle mirasçılık sıfatını kaybeden kişilere yapılan kazandırmalar, mirasın ölümden önce tasfiyesi amacıyla gerçekleştirilen işlemler ve saklı pay kurallarını bertaraf etmeye yönelik açık tasarruflar bu kapsamda değerlendirilir. Tenkis davası, davalının yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılır ve mirasçının saklı payının ihlal edildiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, her hâlde on yıl içinde açılmadığı takdirde hak düşer.

Muris Muvazaası ve Mal Kaçırma Davaları

Muris muvazaası, miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı ve görünüşte geçerli olan ancak gerçekte bağış niteliği taşıyan işlemleri ifade eder. Bu tür durumlarda miras bırakan ile karşı taraf arasında gerçek irade ile görünürdeki işlem arasında bilinçli bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Uygulamada en sık karşılaşılan örnek, taşınmazın satış gibi gösterilerek gerçekte bağışlanmasıdır.

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları, her bir mirasçı tarafından tek başına açılabilir. Terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olması bu hakkı ortadan kaldırmaz. Bu davalarda herhangi bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır ve dava, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde açılır. Bu yönüyle muris muvazaası davaları, miras hukukunda güçlü koruma sağlayan dava türlerinden biridir.

Mirasta Denkleştirme Davasının Amacı

Mirasta denkleştirme davası, miras bırakanın sağlığında bazı mirasçılara karşılıksız olarak yaptığı kazandırmalar nedeniyle bozulan miras dengesinin yeniden sağlanmasını amaçlar. Bu dava ile kanuni mirasçılardan belirli nitelikte menfaat elde edenlerin, aldıkları değerleri terekeye iade etmeleri sağlanır. Denkleştirme, yalnızca miras bırakanın sağlığında mirasçılar lehine yaptığı kazandırmalar için uygulanır.

Altsoya yapılan çeyiz, kuruluş sermayesi verilmesi, mal devri veya borçtan kurtarma gibi işlemler, miras bırakanın aksini açıkça belirtmediği sürece denkleştirmeye tabidir. Geri verme yükümlüsü olan mirasçı, isterse aldığı malı aynen iade edebilir, isterse değerini miras payına mahsup ettirebilir. Denkleştirme davaları, mirasın paylaştırılmasından itibaren on yıl içinde miras bırakanın son yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır.

Ortaklığın Giderilmesi Davaları ve Paylaşım Süreci

Mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar arasında tereke üzerinde elbirliği mülkiyeti oluşur. Bu mülkiyet türünde mirasçılar, malvarlığı üzerinde tek başlarına tasarrufta bulunamazlar. Ancak mirasçılardan biri, ortaklığın sona erdirilmesini talep ederek bireysel mülkiyete geçilmesini isteyebilir. Bu talep, izale-i şuyu yani ortaklığın giderilmesi davası ile ileri sürülür.

Ortaklığın giderilmesi, malın aynen bölünmesi suretiyle veya satış yoluyla gerçekleştirilebilir. Aynen taksim mümkün değilse, satış yoluyla ortaklık sona erdirilir ve elde edilen bedel miras payları oranında paylaştırılır. Bu dava, tüm paydaşlara karşı taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinde açılır ve herhangi bir süreye tabi değildir.

Mirasçılık Belgesinin Temini

Mirasçılık belgesi, mirasçıların kimler olduğunu ve miras paylarını gösteren resmi bir belgedir. Yasal mirasçılar, bu belgeyi sulh hukuk mahkemelerinden veya noterlerden talep edebilir. Noter aracılığıyla alınan mirasçılık belgesi uygulamada daha hızlı ve pratiktir. Ancak mirasçılık ilişkisinin tespitinde tereddüt bulunması, nüfus kayıtlarında çelişki olması, vasiyetname varlığı veya mirasçılar arasında özel statüye sahip kişilerin bulunması hâlinde noterler bu belgeyi düzenleyemez. Böyle durumlarda mirasçılık belgesi yalnızca mahkeme kararıyla alınabilir.

Miras Avukatının Hukuki Rolü

Miras hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar, toplumda en sık rastlanan dava türleri arasında yer almaktadır. Miras avukatı, mirasın paylaşımından miras davalarının takibine kadar tüm süreçte müvekkillerine hukuki destek sağlar. Tenkis, muris muvazaası, denkleştirme, ortaklığın giderilmesi ve mirasın reddi gibi işlemlerin doğru şekilde yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle Hatay Samandağ bölgesinde Miras Avukatı Danışma hizmeti almak isteyen kişiler için MES Hukuk Bürosu profesyonel destek sunmaktadır.

Miras Avukatı Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Miras hukuku, yalnızca kanun bilgisi ile değil, aynı zamanda toplumsal yapı, aile ilişkileri ve hayatın olağan akışı hakkında derin bir anlayış gerektirir. Zira miras uyuşmazlıkları çoğu zaman aile bireyleri arasında yaşanmakta ve hassas dengeler içermektedir. Bu nedenle miras avukatının hem hukuki bilgi hem de sosyal tecrübe bakımından donanımlı olması büyük önem taşır. Tecrübeli bir miras avukatı, uyuşmazlığı yalnızca hukuki değil, insani yönleriyle de değerlendirerek en doğru çözüm yolunu belirleyebilir.

Miras Davalarında Harç ve Masraf Durumu

Miras davalarında ödenecek harç ve masraflar, davanın türüne, konusuna ve yargılama süresine göre değişiklik göstermektedir. Dava açılış harçlarının yanı sıra bilirkişi, keşif ve diğer yargılama giderleri de sürece dahil olabilmektedir. Bu nedenle miras davaları için net bir maliyet tutarı belirlemek mümkün değildir. Sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için dava konusu ve kapsamı doğrultusunda hukuki danışmanlık alınması en doğru yaklaşım olacaktır.